ekmeğimin arasına koydum üç beş hüzün
ve yedikçe şenlendim
ta ki diÅŸime dolanana kadar bir tanesi
kaldı orda
dilimi götürdüm yardımcı kuvvet
yerinden çıkmadı oraya yapışmıştı sanki
inatla dilimi sürdüm sürdüm oraya
dilim acıdı, dilim yara oldu
sonra uyudum uyandım, yattım kalktım
hüzün çıkmış dişimin arasından
yatağıma düşmüş, yanımda uyuyakalmış
bense yıkamadım çarşafı, yıkayamadım
hüzün ve ben yana yana uyuduk, uyuyoruz
dilim ise o günden beri yara
doktora göstermedim ama görselerde
çaresi yok dayanman gerek derdi.
ben doktor oldum teÅŸhisi koydum
ve şimdi dayanıyorum, geçmiycek olsa da.
Hayallerim vardı herkes gibi. Biriktirmiştim küçüklüğümden bu yana. Ne mutluluklar katacaktım, ne acılarla büyütecektim hepsini. Çok şey yaşayacaktım ama eninde sonunda hep mutlu olacağımı sanmıştım. Hani tozpembe derler ya.. Öyleydi o zamanlar herşey gözüme. Ama değilmiş meğer. Herşey düşlerde yaşanıp, düşlerde bitiyormuş. Küçükken oyun oynarken düşerdik, kanardı dizlerimiz. Az biraz oyuna dalınca ne yaranın acısı kalırdı, ne de gözyaşların izi. Oysa daha az önce ölürcesine ağlamamış mıydık ?.. Ama büyüdük. Şimdi insanın dizi değil, kalbi kanıyor, içi kanıyor, canı yanıyor. Bir yara bandıyla dindiremiyor acısını. Her nasıl oluyorsa düştükçe güçleniyor. İnsan seviyor, kendi masallarını yaratıyor hayatlarıyla. Gün geliyor düşlerinin kahramanı yapıyor ‘O’nu. Sonra birden düşlerin kahramanı yıkıyor tüm düşleri. Oysa hepsi o kahramana özel değil miydi?.. İnsan inciniyor. Gözyaşlarının görünen kısmı inci inci dökülürken, görünmeyen kısmı yaranın üstüne üstüne akıyor. İnsan gördüğü herşeyde, duyduğu her sözde onu buluyor sanki. Yaşananların izinden kurtulmaya çalıştıkça, daha çok yapışıyor onlara. Sonra insan kapatıyor kendini başkalarına. Yine kırılmasın istiyor, yine incinmesin yüreği. Ateş düştüğü yeri yakıyor ne de olsa. Her yıkıntıdan sonra ayağa kalkıp düşlerini ikiyle çarpsa da, hiçbirşey eskisi gibi olmayacak ki. Ne düşleri eskisi kadar umutla dolacak, ne düşlerin sahibi eskisi kadar güçlü olacak, ne de küçücük yüreğini, düşlerini, bir kahramana emanet edebilecek.. Bilirim, hiçbir düşüm eskisi gibi olamayacak..
Seçil TEZCAN
benimle ne yaptıysan onunla da yap aynılarını. bana sarıldığından çok daha sıkı sıkıya sarıl. çok daha fazla sev. beraber söylediğimiz şarkıları onunlayken daha da içten söyle. gittiğimiz yerlere tekrardan git benimle olan anıları sil, yenilerini ekle. ve gitmek isteyipte gidemediğimiz yerlere gitmeyi bu kez ihmal etme. beraber yazdığımız sonu mutlukla biten masallara çok daha mutlu sonlar yarat bensiz, onunla. yağmurdan hiç bir zaman kaçmadın yine kaçma, doya doya ıslan. sırılsıklam ol aşkından, saçlarına hapset gökyüzünün ıslaklığını. çekinme burada da sevgi sözcükleri söyle. aşkın doruk noktasına ulaş. üşürsen üşüdüğünü söyle, paltosunu uzatacaktır. yeter ki sen üşüme. gözlerine bakmaya korkma bu sefer. doya doya bak biraz sonra kaybedecekmiş gibi, ömür boyu seninmiş gibi. seni evine bırakmayı teklif ettiğinde her zaman yaptığın gibi ilk seferde reddetme. bırak seninle gelsin. ayrılırken öl öl diril, kork vedalaşmaktan. dakikalarca sarıl, ellerini beline dola, kafanı omzuna koy, sarıl.
beni ise hiç düşünme. aklına gelmeyeyim. ben sana mutlu sonlar yazmakla meşgul olacağım hem de içine kendimi hiç katmadan. dün yaptığım gibi önüme dizdiğim anılardan birini daha seçip, bugün onu yaşayacağım. seninle yaşadıklarım sana özel kalacak. bir tek sana seslenirken sesim titreyecek, kırılacak. o yalnızlığıma adanmış sokaklarda seni görürüm umuduyla yaşayacağım. içim acıyacak kanayacağım. kana kana severken seni, hiçbir kimse olmayacak yerinde. unutma kimsesizliğim bile sana emanet kalacak.
Etrafımda hep tanıdık yüzler,
Yipranmış yerler, yıpranmış yüzler,
Aydınlık ve erken bir gün yarışları için,
Hiç bir yere gitmezler,
Gözyaşları gözlüklerine dolar,
İfade yok, ruhlar yok,
Çevirdim kafamı, kederimde boğulmaya,
Yarın yok, yarın yok,
Bir tür eğlence buldum bunu,
Bir tür keder, üzüntü,
İçinde olduğum rüyalar,
En iyileriydi, ÅŸimdiye kadar,
Sana söylemek zordu bunu,
Hem, üstlenmek zordu,
Daireler içinde döner insanlar,
Buradalar,
Deli dünyada, deli dünyadalar,
Çocuklar bekliyorlar güzel günleri,
“Mutlu yıllar”, “iyi ki doÄŸdun”,
Her çocuk anlıyor, “oturup dinlemeyi”,
“Oturup dinlemeyi”,
Okula gittiüimde ürkektim,
Kimse bilmedi beni,
“- Öğretmenim, söyle bana ödevimi!”
Gör beni, gör yüreÄŸimi!”
Bir tür eğlence buldum bunu,
Bir tür keder, üzüntü,
İçinde olduğum rüyalar,
En iyileriydi, ÅŸimdiye kadar,
Sana söylemek zordu bunu,
Hem, üstlenmek zordu,
Daireler içinde döner insanlar,
Buradalar,
Deli dünyada, deli dünyadalar
her zaman buraya giriyorsam aklımda yazacak birÅŸey olurdu ama bu sefer bomboÅŸ geldim. uzun süreden beri dışarı çıkmıyorum, insanları görmüyorum ve sanırım sorunlu bir yapıya büründüm yine. gördüğüm hiçbirÅŸeyi, yaptığım hiçbirÅŸeyi beÄŸenmiyorum. bu nedenlerdendir sanırım temayı da deÄŸiÅŸtirme gereÄŸi duydum. eskisinin karamsarlığına nazaran bu kez biraz daha günlüksü bir havası oldu diye düşünüyorum. durmadan ise “karışır hüzünlenirim, sen aldırma” sözlerini söylüyorum, dilime- beynime dolandı sanırım. onun haricinde bizden çok ÅŸey alan (benden almadı) ama sonunda bize sadece üniversite getiren (bana getireceÄŸini sanmıyorum) sınava 10 gün kaldı. sınava giriÅŸ kartlarıyla beraber milletdeki heyecan en üst düzeye ulaÅŸtı. sınava giriÅŸ kartı herkesi çok heyecanlandırırken- stres yaptırırken ben de bir etkisi olmadı çok ÅŸaşırdım. oysa çalışmayan adam da stres olur diye söylenir. o zaman iyimser bakıp, çok çalıştım diyip kendimi de kandırabilirim. ne olursa olsun 10 gün sonra çok daha rahat bir hayat bekliyor. bende hayatımda en çok özlediÄŸim ÅŸeylerde başı çeken filmlerime- dizilerime geri dönebileceÄŸim. ve tabi blogda da eskisi gibi paylaÅŸabileceÄŸim. daha adam akıllı ve düzenli de yazı yazmayı düşünüyorum.bakalım, göreceÄŸiz zaman ne getirecek. neyse her zaman ki gibi herneyse diyorum ve bitiriyorum.
Turkcell deki tarifeye göre diğer operatorlerle konuşmanın 5 dakikası 2 kontor.
Avea da ise diğer operatorlerden 10 dakika aranırsan 10 kontor kazanıyorsun. (arankazan)
Yani şimdik iki hattımız (avea-turkcell) birden olduğunu düşünelim. Avea ya kontor yükleyeceğimize kontorü turkcell hattımıza yükleyelim. Ya da bu başka bir arkadaşla da yapılabilir, hem bol bol konuşma imkanı hemde kazanç sağlanır. Şimdi turkcelle 150 kontor yüklediğimizi varsayalım. (minumum 150 yüklemek gerekiyor) 5 dakikası 2 kontorden 370+5 dakika konuşulabilir. Bu da tabi avea ya 370 kontor olarak geri döner, arankazan olayı sayesinde. Hem 225 kontor kazancımız oluyor hem de 375 dakika bedavaya konuşabiliyoruz. Tabi bu daha fazla kontor yükleme de katlanarak artıyor. Bana çok mantıklı geldi. Bu fikir ise turkcell li bir arkadaşımla 20 dakika konuşmamın sonrasında geldi. Bu hesaba göre onun 8 kontorü gitti ama ben 20 kontor kazandım. Yani toplam kazanç 12 kontor ve de konuştuklarımız ise cabası.
günün olayı tabi ki beşiktaşımın şampiyonluğu. bu konuda yazacak, çizecek, metiyeler dizelecek o kadar çok şey var ki. ama şimdi bu konuda konuşmayacağım. günün taraftarlık olayı mı desem komedi olayı mı desem ne derseniz diyin onu yazacağım.
şampiyonluğu galatasaray maçından sonra kutladığımız için aslında bugün oldukça sakindim. evde izledim maçı ve tek başıma oturuyordum. daha sonra tabi kornalara seslere dayanamadım abimle buluştum ve burdaki kutlamalara katıldım. ama klasik bu çevrenin hiçbirşeyi güzel olmadığı gibi beşiktaş taraftarı da o kadar iyi değildi. oldukça fazla çoluk çocuk vardı.(gerçi gelecek neslimiz için iyi ya) bunun dışında siyah beyaz çubukluyu giyen her kızın güzel görünmesi olayı burda da devam ediyordu. herneyse bu kadar detaylara girdikten sonra asıl olaya geleyim.
işte meydanda toplanan kalabalık içip içip bağırıyordu. tabi bizde oraya gittik katıldık. neyse işte bağrışlar, çağrışlar, şampiyonluk besteleri falan filan. bir abimiz ise susturdu herkesi ve konuşmaya başladı.
-ben o. çocuğu değilim ben beşiktaş çocuğuyum. iki hafta önce deplasmana gittim diye nişanlım terketti beni. rica ediyorum sizden iki üç sokak ilerde oturuyor. hep beraber evinin önüne gidelim, şarkılarımızı söyliyelim. kırmayın beni kardeşlerim dedi.
tabi beÅŸiktaÅŸlı aÅŸka saygılıdır. 200-300 kiÅŸi takıldık yürümeye baÅŸladık. o iki üç sokak neredeyse yaklaşık 1 km oldu. ve sonunda evin önüne geldik. yolda yürürken ise tüm beÅŸiktaÅŸlılar ‘bu kızı alıcaz baÅŸka yolu yok’ diye tempo tutuyorlardı. herneyse sonunda kızın evinin önüne geldik. kızın adı gülpembeymiÅŸ. ilk baÅŸta “sevdim seni bir kere” ardından “gülpembe” ve daha sonra bir kaç marÅŸ daha söylendi. daha sonra doÄŸaçlama besteler yapıldı herÅŸey cama çıkartabilmek içindi. ama sonuç hüsrandı, cama çıkan falan olmadı. kızı da tebrik etmek gerek o kadar kalabalığı geri çevirmeyi baÅŸardı.
abimizin ise bir yerde boynu büküldü, girişimleri çaresiz kaldı. ama tabi beşiktaşlı. hiç çaktırmadı ve tekrardan en büyük aşkına sarıldı. tamam yeter dedi kalabalığı götürdü ve beşiktaş için tezahuratlar yaptırmaya başladı. deplasmana gitmek uğruna kaybettiği nişanlısından, yine beşiktaş için vazgeçti. tabi o gelen kalabalık ve herkesin olayı kendi davasıymışçasına sahiplenmesi ise alkışa değerdi.
ne de olsa ;
bizim aşkımız mum ışığında gözgöze değil meşale altında omuz omuzaydı.
ÅŸizofrenliÄŸin kapısının eÅŸiÄŸinde bekleyen, neredeyse çift kiÅŸi olmuÅŸ ruhumla yazıyorum bu gece. üstümde uykudan kalkmışlığın verdiÄŸi sersemlik, vücudumda ise radyoda çalan hiç duymadığım bir o kadar da tanıdık gelen bir ÅŸarkının etkileri. yine birÅŸeyler yazmam gerektiÄŸinin ihtiyacı çıkageldi. oysa taslakta duran bir sürü yazı var, başı olan sonu olmayan kiminin ise sonu olan başı olmayan bir sürü yazı. bir yerde tamanlanmayı bekliyor. eksik kalan bir çok ÅŸey gibi onlar da eksik kalmış biryerlerde. yine gecenin geç saati olmasıyla birlikte çıkagelen sabah erken kalkacak olma telaşı ise cabası. yarın ise pazartesinin kopyası olacakmış gibi duruyor. hayal kırıklığı, yedeÄŸe çekilen hırs. ve geçen dediÄŸim gibi hala duran bir sürü konu. bir sürü konu ki çalıştıkça, çalışmamla doÄŸru orantılı düşen puanlar. bir yerde, birÅŸeylerde gariplik var ama çözebilmek ne mümkün. ayrıca belirtmeden edemeyeceÄŸim geçen gün ki aradığım yazıyı hala bulamadım ve hala arıyorum. o günden beri deÄŸiÅŸmeyen bir baÅŸka ÅŸey ise saçmalama nöbetlerim iÅŸte. ve bu ara deli gibi gülüyorum, hiç olmadığı kadar, rahatsızlık verecek kadar, uyarılacak kadar. nedeni ise bilinmez durumda. ve bugünlerde “belki” dediÄŸim ÅŸey yine “belki” sınırlarında kalakaldı aynı ÅŸekilde. olaÄŸanüstü ÅŸeyler içermese de masal dediÄŸimiz, aslında hikayeler ise bu ara yazılmıyor, nedeni ise nedensellik. “en güzel düşlerin yazarı” anılmıyor kısaca. herneyse bu gecelik de yeter. sanırım herneyse vedaya giriÅŸ cümlesi olacak her zaman. evet tekrardan herneyse, yeniden susma vakti.
kocaman bir eyvallah
yaşanmışa yaşanmamışa
yaşanabilirken yaşayamayışa
yaÅŸatabilecekken yaÅŸatmayana
ve elveda gözümdeki yaşlara
yaÅŸartanlara
yaşlandıkça, yaşlandıranlara
elveda.






