21 Eyl 2009

Wi-Fi t-shirt

Yazar: admin | Kategori: Güncel

wifi_tshirtAdamlar yapmış yine demek istiyorum.

Bu t-shirtle bulunduğunuz alandaki wi-fi alanını görebiliyor, sinyal seviyesini kontrol edebiliyormuşsunuz.

Örneğin sokakta yürürken starbucksa girdiğinizde üzerinizdeki çizgiler yanmaya ya da artmaya başlıyor. Çevredekilerin tepkisi ne olur gerçekten çok merak ediyorum. Işıklı ayakkabı gibi bişey bu be :)

O mekanizma sökülüp, t-shirt yıkana da biliyormuş. İnternetden gördüğüm kadarıyla satış fiyatı 49 tl.

20 Eyl 2009

Polis Meslek Yüksek Okulu Sınavı

Yazar: admin | Kategori: Kategorilenmemiş

Milliyet tarafından Polis Meslek Yüksekokulları ile ilgili bir haber yayınlandı. Haberin tamamına buradan ulaşabilirsiniz. Aşağıda ise yazıdan belli bir kısmı alıntı yapılmıştır.

Polis Meslek Yüksekokulları(PMYO) sınavında, soruların büyük bir kısmının önceden çalındığı öne sürüldü. Sınavdan günler önce bazı adaylara “deneme testi” şeklinde verildiği iddia edilen 100 sorunun 85’i sınavda küçük değişikliklerle adayların karşısına çıktı.

Buna karşılık olarak FEM tarafından yapılan açıklamadan bir alıntı ise aşağıda bulunmaktadır, yazının tamamına ise buradan ulaşabilirsiniz.

Sözkonusu yayında ileri sürülen iddialar tamamen gerçek dışı ve dayanaksızdır. Müvekkilim FEM Dershanelerinin faaliyet alanında, Polis Meslek Yüksek Okullarına hazırlık kursu bulunmamaktadır. Dershanemizin Pendik Şubesinde de böyle bir kurs ve böyle bir kursa devam eden adaylar mevcut değildir. FEM Dershaneleri, bugüne kadar Polis Meslek Yüksek Okulu sınavına yönelik özel bir eğitim vermemiş, özel bir program uygulamamıştır. Kurumumuzun hiçbir şubesinde de, bu sınava ilişkin bir deneme sınavı uygulanmamıştır.


Evet milliyet gazetesinin iddaası ve buna karşılık olarak FEM dersanesi tarafından yapılan resmi açıklamalar bu şekilde. Olay doğrudur, yalandır bilemem lakin FEM’in açıklamasından alıntı yaptığım kısım kesinlikle yalandır. 100 saatlik özel eğitim kursları bulunmaktadır ve öğrenciler davet edilmektedir. Hatta bir çok öğrenci bu özel eğitim kurslarından yararlanmakta daha sonra da deneme sınavına tabi tutulmaktadırlar. Halka duyuru şeklinde verilen bu yazıda böyle bir açık yalan ise milliyet’in iddaalarını güçlendirmiştir.


Antinek haber servisi :D

19 Eyl 2009

Pes 2010

Yazar: admin | Kategori: Kategorilenmemiş

pes2010

Pes 2010 un demosu yayınlandı.
Hayatımda kendimi bildim bileli oynadığım,
her zaman iddaalı olduğum
zamanında winning eleven alabilmek için
orda burda para aradığım oyunun
en son versiyonu.
Öncelikle her demosunu oynadığımda
çok kötü olmuş, hiç olmamış derdim.
bu kez öyle olmadı, lakin bu da mutlu olduğum anlamına gelmez.
oyunda hassaslık çok kötü olmuş
pasa bastığınızda anında reaksiyon vermiyor
oyuncular bazen garip garip yerlere koşabiliyor
ve top kontrollerinde oyuncular topu ayaklarından çok açıyorlar.
bunun haricinde güzellik olarak
bu oyunda taktik dehanızı daha iyi kullanabiliyorsunuz
savunmalar güçlenmiş ve çalım atmak zorlaştığından
takım oyunu oynamaya yöneltiyor
pes 2009′daki gibi messi ile alıp koşayım olayı bu oyunda yok.
onun haricinde görsellik olarak iyileşmeler var
ama tabi ki çok farklı değil eskisinden.
umarım tam sürümü çıkana kadar yukarıda belirttiğim eksiklerde kapanır
ve doymak bilmediğim oyunumla, doyumsuz maçlara kaldığım yerden
pes 2010 da devam ederim :)

18 Eyl 2009

gün’den’

Yazar: admin | Kategori: gün'den'

okul zamanı kurduğum elektronik saatim
sanki yapanlar bunu düşünerek yapmışlar
kafasına vurunca alarmı susan elektronik saatim
tatil boyunca normal saatini bile ayarlamadığım
dün ise yeni hayatıma ilk adım için
alarmını kurdum
evet o anda hissettim ki yeni öğrencilik hayatım başlıyordu
ama maalesef bu kez paso alamıyorum :/
benim için gayet erken bir saat olan 12 de çaldı saatim
bende her zamanki gibi kafasına vurdum
her kafasına vuruşta 9 dakika sonra çalıyordu ki
saat 1 de kalktım
trenime yetiştim
dersane sınavına yetiştim
evet belki de en büyük adım buydu ki
daha önce hep geç kalırdım
hatta geçen sene dersanede istisnasız hiç bir gün ilk derse giremedim
ikinci derse bazen yetişiyordum, genelde üçüncü derse giriyordum
bazen de abarıyor dördüncü derse yetişebiliyordum.
herneyse sınava girene kadar bir sağı solu süzdüm
değişik geldi yine, değişikti
ve diğer dersanelerin aksine tanıdığım hiç kimse yoktu.
daha sonra sınav başladı
ilk kez girdiğim yeni sistemin sınavıydı
40 ar soruluk bölümler
ve bir yerden sonra artık aynı şeyleri görmekten sıkılan bünyem
ama bu sefer ekstra bir rahatlığım vardı
o da fen bölümünde o kadar kasma gereği duymadım
farklı olarak bir sınav sonunda başım da ağrımıyordu.
optiği verdiğimde 6 kişilik sınıftaki diğer 5 kişi çoktan çıkmıştı.
en sonunda bende çıktım ve yollarda tek başıma trenime yürüdüm
alışık olmadığım sahnelerden biri dahaydı bu işte
ama bunlara bakınca sanki herşey biraz daha gaza gelmem için sebep
herşey çok daha iyisini yapmam için sebepti.
ve bu konularla ilgili düşüncelerimi olabildiğince yazacağım.
sene sonuna geldiğimde bakıp,
ruh halimi belirlemek için
kısmen buranın da gaz vermesi için
çektiklerimi görmek için
herneyse -mike(rocky)- sağlıcakla kalın :)

18 Eyl 2009

ben’den’

Yazar: admin | Kategori: Kategorilenmemiş

burada bir bloğum olduğu tekrardan aklıma geldi,
ne zamandır tek kelime yazmadığım blok
aslında birçok nedeni var bunun
en büyük nedeni uludağsözlük’te yazar olmam,
biraz olsun orada neler varmış çözmeye çalışmamdandı.
onun haricinde beşiktaşımın kötü gidişatı
tüm moral dengelerimi bozmuş olmasından dolayı
her kelimemde beşiktaş’la ilgili şeyler saçmalıyorum bu ara
tabi bu yenilgilerin getirisi olarak kaybettiğim iddalarda cabası
maçların analizine girmeyeceğim, yeteri kadar kafam bulandı bu konuda
diğer üzüntümde manu maçına gitmeyi çok istiyordum
gidemedim maalesef, bi daha inönüye öyle takım ne zaman gelir bilmiyorum

okulum, şimdi eski yerinde olmayan
eski yerinde olsa bile artık uzağımda olan okulum
facebook da ya da pc imde resimleri videoları gördükçe iç çektiğim okulum
her mezun derdi “değerini bilin” diye
hep değerini bildik sanırdım
oysa sandığımızdan çok değerliymiş
çok özlenecekmiş
evet ‘değerini bilin !’

tercih yapmadım
evet tek bir tane bile tercih yazıp yollamadım
aslında aklımda bir yer bir bölüm vardı
çok sevdiğim bir hocama danıştım
bir ara çok takıldığımız gondoldan örnek vererek
“bu iş gondola binmeye benzemez ..bi jeton daha alma şansın yok iyi düşün..” diyerek
beni düşünmeye sevketti
düşündüm
düşündüm
ve kararımı verdim
ben psikoloji okuyacağım ne olursa olsun idealimin peşinde koşacağım.
bu nedenle kafamdaki ikinci tercih fikrini de komple sildim
sayısal öğrenciliğinden çıkıp, eşit ağırlık öğrencisi olarak
hiç bilmediğim yine aynı hocanın tavsiyeleri ile bir dersaneye kayıt oldum
(sözlerini bu kadar dinlediğime bakarsak, gerçekten çok önemliymiş benim için)
tamamen değişik bir ortama düştüğümü ilk anda farkettim
müdürle ilk konuşmamda
merak etme çok kız var demesi
ve uzun süredir dersanelerde görmeye uzak olduğum bayan hocaları görmemle
iyice afalladım ki
fem ortamından çıkıp böyle bir ortamla karşılaşmak gerçekten affalatıcıydı.
kitaplarımı aldım, alırken yine her zaman ki gibi anlık bir gaz yaşadım.
yarın sınav var hazır mısın diyen müdüre de
açık yüreklilikle “hayır” diyerek beklentiyi yok ettim
ayrıca bu yolda artık çok çok bizde kalıcak olan kardeşimin de
bana destek konusunda büyük katkısı olacağına eminim.
bakalım yarın sınav ondan sonra da dersane öğrenciliği başlıyor
neleri getirip,neleri götürecek bakalım.

kader farklı bir şekilde cilveleşti yine benle
ne kadar öyle kadere inanmasamda öyle oldu
tren istasyona geldi, karşı tarafında treni geldi
iki tren de yavaşladı
kafamı sola çevirdim
bir saniyelik bir görüşüm oldu
bir saniye de o kadar çok şey gördüm ki
ve özlediğimi farkettim
bir saniyenin bir dolu saat olmasını istedim sanki :)

işte böyle geçip gidiyor hayat
özlenenler, yeni yollar, yeni vazgeçişler, yeni tercihler
ve beşiktaşımın yaralamalarıyla
ileri ki günler içinse
umarım hep anlık olduğuna inandığımız şeyler
anlık olmakla yetinmez
ne de olsa her güzel şey anlık,
her kötü şey upuzun zamanı kapsıyor
öyle değil mi?

17 Ağu 2009

Boşluk..

Yazar: one | Kategori: Kategorilenmemiş

Koca bir boşluğu kürekle kum taşıyarak doldurmaya çalışmak gibidir ondan sonra gelenlerin hepsi. kolay gözükür başlarda yormaz seni… çabuk çabuk taşırsın kumları ordan oraya. kısa süren mutluluklar gibi gelir sana ama aslında hiç bişey değildir sadece unutma çabası… ama bakmaya korkarsın o dipsiz uçuruma. çünkü ancak o zaman farkedeceksindir. attığın o kadar küreğin aslında bir avuç bile yer doldurmadığını. sonra yorulacaksın yavaş yavaş. Başlardaki heyecanın , azmin , herşeyin bitecek zamanla. sonra yorgunluğun üzerine bir de etrafındaki insanların ilginç bakışları gelecek üsüne.anlam veremeyecek bir çoğu yaptığın sebepsiz hareketlere. hiç bişeyden haberleri olmayacak çünkü.her zamanki gibi gülüyor olacaksın onlara bakarken . bu arada sen tamamen tükenmiş olacaksın.artık betin benzin atmış yüreğin kavurucu güneşin altında bir başına. belki varsa gerçek bir dostun işte o zamanlar da koluna girecek. seni kendine getirmeye çalışacak. herşey güzel olacak hadi dayan biraz unutacaksın diyecek. kalkıcaksın yavaşçca deneyeceksin ama olmayacak. çünkü geçen her saniyede boşluğun biraz daha büyüdüğünü farkedeceksin. büyüdükçe seni parça parça yaptığını , canını gitgide daha fazla yaktığını. artık ne kum atabileceğini ne de öylece bırakıp hiçbir yere gidemeyeceğini anlayacaksın. çaresizce başına oturup bekleyeceksin amaçasız,bitkin…işte o anlardan itibaren tüm hayatını koca bir boşlukla yaşaman gerektiğini anlayacaksın.kimsenin ne şekilde olursa olsun asla dolduramayacağı koskoca bir boşluk…

yazan: one

9 Ağu 2009

Kelebek etkisi

Yazar: admin | Kategori: Kategorilenmemiş

Daha önce bu linkteki yazımda benjamin button ve tuhaf hikayesi’nde işlenen kader ve kelebek etkisinden bahsetmiştim.İnternetde dolanırken şans eseri karşıma videosu çıktı. Onu da paylaşarak konuyu pekiştireyim. Buyrun, iyi seyirler.

9 Ağu 2009

Yazmak !

Yazar: admin | Kategori: Kategorilenmemiş

yazamamayı anlatacağım bu yazıda.
çünkü evet yazamıyorum artık, iki üç cümleden sonra tıkanıyorum. birşeyler okuyorum okudukça yazasım, yazdıkça yazamayasım geliyor.
ya da belirli bir neden, gelişme yok hayatımda bundan da kaynaklanıyor olabilir.
böyle olunca da eskiye dönüyorum. ilkokul yıllarıma.
kompozisyon ödevleri verilirdi ve nefret ederdim. şu atasözünü açıklayın, şu konu hakkında kompozisyon yazın.
okulda birşeyler yaparmış gibi görünür eve gelir evde ya abime ya anneme yazdırır, ertesi günde gerine gerine okurdum. hatta bir gün ödül bile aldım. bir konu da kompozisyonum daha doğrusu annemin kompozisyonu ikincilik ödülünü almıştı.
sonra sınıflar atladıkça okulda da kompozisyon yazmak gerekti, kendi kendime debelenmeye başladım.
aslında o debelenme o kadar yararlıydı ki güzel şeyler çıkıyordu. evet baktım isteyince bende yazabiliyordum.
yalnız bir gün hiç unutmam türkçe sınavıydı ve bir atasözü açıklanıcaktı. atasözü de ‘çarşıdaki ete soğan doğranmaz.’ dı. o kadar anlamsız geliyordu ki tamamen farklı bir konuda yazdım ama güzel de yazmıştım. sonuç mu sonuçsa benim açımdan gerçekten komedi olmuştu. tamamen benden geçiren yakın arkadaşım 20 puan alırken, ben puansız geçmiştim. tabi ki hocaya da hiçbir şey diyemedim, çünkü arkadaşım da yanacaktı. öylece geçip gitti ama aklımdan hiç çıkmadı. belki de yazdığım şeyin karşılığını tek alamadığım yerdır. ayrıca hala aynı atasözü hakkında adam gibi bir kompozisyon yazabileceğimi sanmıyorum :) .
daha sonra lise hayatı başladı. hayatımda ki en büyük hatalardan biri sonucu sayısal bölümünü seçtim. oysa ben eşit ağırlık öğrencisiydim. sayısal olduğum için de pek yazmaya ihtiyacım olmadı.
daha sonrasında ise işte bu blog çıktı. asıl yazmanın keyfine burda vardım. kim okur kim okumaz derdi olmadan yazarsan gerçekten çok keyifli bir iş. hele bir de beğenenler çıkarsa, iltifatlar alırsan tadından yenmiyor. insanın içindekini dökmesi, rahatlatması da bu işin cabası.
ama bu aralar bir zorunluluk gibi hissediyorum. çünkü tatil ve en boş zamanlar. bu zamanda da yazamassam hiç yazamam diye düşünüyorum içten içe ve hiçbir şey çıkmıyor. en başta da belirttiğim gibi belirli bir malzeme çıkmayışı da en büyük etken. bende bu yüzden yazamamayı ve yazmayı anlatmak istedim. belki bu yazı etkiler ve eski günlere geri dönebilirim.

9 Ağu 2009

2009-2010 futbol sezonuna dair

Yazar: admin | Kategori: Spor

Bu tatilde vakit bolluğundan oldukça fazla maç izleme, futbolcu takip etme imkanı buldum. İzlediğim maçlardansa bu sene kim patlama yapar diye düşünüyordum ki , karşıma aşağıdaki isimler çıktı.

images Jack Wilshere

    16 yaşında yine bir Arsene Wenger mucizesi. Bildiğim kadarıyla Arsenal ömür boyu kontrat imzalamış kendisiyle. Oyun tarzı olarak Messi yi andırıyor. Zaten en beğendiği futbolcu da Messi’ymiş. Hızlı, kıvrak, ve zeki bir oyuncu oluşu ilk bakışta göze çarpıyor. Ve Arsene Wenger gibi gençlere önem veren bir teknik direktörün elinde olması da büyük şansı. Bakalım bu sene neler yapacak kim bilir belki seneye o astronomik transferlerin adında onun imzası olur.

    stephane-sessegnon_2136688Stephane Sessegnon

      Aslında çok yeni bir futbolcu değil sanırım, ama ben yeni keşfettim.Paris St Germain de oynayan oyuncumuz geçen sene 49 maçta 8 gol 11 asist yapmış fakat bu sene patlama yapıcağına inandığım futbolculardan biri. Futbolu Ronaldinho’yu andırıyor. Derine ara pasları ve adam eksiltmesi çok iyi ve bir on numaraya göre de fizik gücü çok üst düzeyde. Bir an önce daha büyük bir takıma transfer olsa da daha rahat izleyebilsek !

      Keisuke_HondaKeisuke Honda

        Vvv Venlo nun Hollanda 1. ligine çıkmasında en büyük etkenlerden biri.İlk lig maçında Psv Eindhoven maçında da takımını yine sırtladı ve bir beraberlik getirdi. 23 yaşında yani daha oldukça genç. Toplara çok iyi vuruyor ve tekniği de oldukça sağlam. Bu sene çok iyi işler yapıp, gelecek sene kesinlikle büyük bir takıma transfer olacak.

        Ayrıca ekstradan eklemek istiyorum. Bu sene  Porto’lu Hulk ve Chealse’li Drogba’dan da harika işler bekliyorum. Eski sezonlara göre çok daha hazır, istekli ve güçlü görünüyorlar. Bakalım sene sonunda tahminlerimin ne kadar başarılı olduğunu göreceğiz.

        31 Tem 2009

        *Mutluluk

        Yazar: admin | Kategori: Kategorilenmemiş

        sabaha gözlerimi açtığımda güneş tepemde, yanımda ise en sevdiğim hayat arkadaşım.
        gözlerimi okşadım, yüzümü yıkadım ve yanımdaki o en büyük mutluluğuma kahvaltı hazırladım.
        yanağına bir buse kondurarak uyandırdım, kocaman bir gülüş attı, dünyaları verdi bir kez daha.
        karnındaki hazinemize dokundum, ufaklık yine tekmeliyordu, kabına sığmıyordu.
        sonra üstümüzü giyindik, upuzun bir sarılmadan sonra yollara koyulduk o işine gitti ben işime.
        bundan daha güzel bir tablo hayal edemiyordum, dünyanın en mutlu insanı olduğuma yavaş yavaş kendimi inandırmıştım.
        bir an önce iş güç bitse de tekrardan her tarafı mutluluk kokan yuvama dönsem diye sabırsızlanıyordum.
        sabırsızlığımı bir telefon bölüverdi. bir telefon içimi bölüverdi.
        hastaneye koştum, mutluluğum kanlar içinde yatıyordu, yakınımdayken ona camlar ardından bakıyordum.
        sonra doktor geldi kurtaramadık dedi, mutluluğum oracıkta sonlanmıştı.

        o günden beri güneşi görmedim, sevinçlerim olmadı mutluğu getiren.
        anladım mutluluk sadece kovaladığımız birşeydi, o yoktu ve biz herşeye rağmen var etmeye çalışıyorduk.
        sevinçlerimiz vardı kocaman, dopdolu sevinçlerimiz ve bir gün sevinçlerimiz de ansızın yok oluyordu.
        mutluluk olsaydı zaten yok olmazdı, kimse kaybetmezdi onu, o da kaybolmazdı.
        ve mutluluğun zıttı kesinlikle mutsuzluk değildi.

        şimdi sözde mutluluğun izleri olan anılara sarılabilirim
        kendimi kandırırım
        hatta arada gülebilirim de.
        ama

        bunlar

        neyi değiştir ki?

        Page 1 of 512345»